Skip to content Skip to navigation

Balıklarda Biyoışınım

Dr. Mahir E. Ocak
21/01/2014 - 19:44

Karaların çok renkliliğinin aksine denizler neredeyse tek renktir. Görünür ışığın hemen hemen tamamı derin sular tarafından soğurulur, geriye sadece mavi ışık kalır. Fakat bazı deniz canlıları derin sulardaki mavi ışığı soğurduktan sonra farklı renklerde ışık yayar. Biyoışınım olarak bilinen bu olay mercan ve denizanası türleri arasında yaygındır. Çalışmalar pek çok balık türünün de biyoışınım yaptığını gösterdi. Amerikan doğa tarihi araştırmacıları biyoışınım yapan 180'den fazla balık türü belirledi. Çalışmanın sonuçları Dr. J. S. Sparks ve arkadaşları tarafından PloS One'da yayımlandı.

Süleyman Adaları civarındaki sularda çalışan araştırmacılar, pek çok balık türünü görüntüledi ve laboratuvar ortamında incelemek üzere topladı. Çalışmalar sonucunda 180'den fazla balık türünün biyoışınım yaptığı belirlendi. Ayrıca genetik olarak yakın akraba olan türler arasında benzerlikler de bulundu. Araştırmacılar biyoışınım yapan pek çok balık türünün gözlerinde, diğer balıklar tarafından yapılan biyoışınımları algılamalarını kolaylaştıracak sarı filtreler olduğunu belirtiyor. Bu durum balıkların biyoışınım yaparak aralarında iletişim kurduğunu düşündürüyor.

Araştırmacılar biyoışınım yapma biçiminin türler arasında farklılık gösterdiğini buldu. Bazı türlerin gözlerinde biyoışınım yapan halkalar varken bazıları vücutlarının dışına bir sıvı salgılıyor. Bazı türlerde ise tüm vücuda yayılan çok daha karmaşık biyoışınım biçimleri var. Bu durum biyoışınımın birbirinden bağımsız olarak birkaç kez geliştiğini gösteriyor.

İlgili İçerikler

Ekoloji / Çevre Bilim

Yeryüzünün %29’unu karalar, %71’ini de sulak alanlar oluşturur. Sulak alanların %97’si ise okyanuslardır. Bu kadar geniş bir alanı kaplayan okyanusların kirlenmesi özellikle son otuz yılı aşkın bir süredir deniz canlıları için büyük bir tehdit oluşturuyor. 

Ekoloji / Çevre Bilim

Doğada karşılaştığımız olağanüstü güzellikteki bir manzarayı ölümsüzleştirmek için fotoğrafını çekmek isteriz. Bu nedenle doğa fotoğrafçılığı en sevilen fotoğraf konularından biridir. Biz de havaların ısınmaya başladığı ve doğa etkinliklerine daha fazla zaman ayırabileceğiniz nisan ayında objektiflerinizi çevrenizdeki etkileyici doğa manzaralarına odaklamanızı istiyoruz.

Ekoloji / Çevre Bilim

Hava kirliliğine sebep olan birçok gaz vardır. Bu gazlar çoğunlukla kömür, petrol ve doğal gaz gibi fosil yakıtların yakılması, tarım ilaçları, şehirleşme sonucu artan katı atıklar ve volkanik aktiviteler sonucu doğaya salınır.

Ekoloji / Çevre Bilim

Doğa yürüyüşüne çıkarken yanımıza alacağımız bir fotoğraf makinesi etkinliğimizin sadece o gün ile sınırlı kalmamasını, tanık olduğumuz güzel manzaraların hafızalarımızda uzun süre canlılığını korumasını sağlayabilir.

Ekoloji / Çevre Bilim

Prof. Dr. Levent Kurnaz Bilim Genç sesli yayınının yeni bölümünde küresel ısınmanın iklim olayları üzerindeki etkisini açıklıyor.

Ekoloji / Çevre Bilim

Kışın yapılacak doğa etkinliklerinde yazın kullandığımız ekipmanlara bazı ilaveler yapmamız gerekir. Bunlardan en önemlileri termos, tozluk, güneş gözlüğü, eldiven ve başımızı korumak için bere veya kar maskesidir (balaklava).

Ekoloji / Çevre Bilim

Eskiden beri insanlar tarafından değerli bir mücevher olarak kullanılan doğal incilerin çoğunun kaynağı denizde yaşayan istiridyelerdir. İstiridyeler yumuşakçalar şubesinde yer alan, denizde yaşayan kabuklu canlılardır.

Ekoloji / Çevre Bilim

Havaların soğumasıyla birlikte doğa kabuğuna çekilir ve yeryüzü -özellikle de yüksek kesimler- karla kaplanır. Bu durum kışın doğayı keşfedemeyeceğimiz anlamına gelmemeli. Kış mevsiminde de doğada yapabileceğimiz farklı etkinlikler var.

Ekoloji / Çevre Bilim

İlki 2017 yılında gerçekleştirilen Antarktika yolculuğumuzun üçüncüsü 3. Ulusal Antarktika Bilim Seferi kapsamında 17 kişilik Türk araştırma ekibi Antarktika’ya doğru yola çıktı.

Ekoloji / Çevre Bilim

Uluslararası bir araştırma grubunun Proceedings of The National Academy of Sciences (USA)’da yayımladığı sonuçlar, Antarktika’daki yıllık buz kütlesi kaybının 40 yıl öncesine göre altı kat arttığını gösteriyor.