Skip to content Skip to navigation

Doğa Bizi Çağırıyor!

Mine İmren
27/06/2018 - 15:00

Yemyeşil ağaçlar, berrak bir dere, dere kenarında su içen ve dinlenen ceylanlar, her yeri kaplayan rengârenk çiçekler… Bu tasvir, hemen hemen hepimizin her gün gördüğü manzaraya değil bilgisayar ekranlarımızı süsleyen ekran koruyuculardan birine ait. Çünkü artık doğa şehrin çok ötesinde kaldı. Çevremiz düzensiz evler, inşaatlar, trafik ve gürültü ile sarılmış durumda. Peki, maruz kaldığımız bu çevre psikolojik sağlığımızı nasıl etkiliyor? Bu etkilerden korunmak ve kurtulmak mümkün mü? Tüm bu etkilerden uzak durmak için tek çare her şeyi geride bırakıp “doğaya taşınmak” mı?

Doğa ve doğal ortamlara yakın olma, estetik güzellik ve emniyet hissi gibi çevresel koşullar psikolojimizi olumlu yönde etkileyebiliyor. Günümüz sorunlarından şehirlerdeki düzensiz yapılaşma ise bizlere doğadan uzak, gürültülü, estetik olmayan ve güvensiz yaşam alanları sunuyor. Peki, bu olumsuz çevresel faktörler psikolojimizi ne şekilde etkiliyor?

Doğadan ve park, bahçe gibi doğal çevrelerden, yani “yeşilden” uzak olmak stresli bir yaşamı beraberinde getiriyor. Çünkü doğayı yok eden karmaşık düzendeki yapılar, algımızı yoğun şekilde uyararak zihinsel yorgunluk hissetmemize neden oluyor. Ayrıca inşaatların ve bu düzensiz yapıların yol açtığı trafiğin gürültüsü, aşırı kalabalık yaşam alanları da öfke ve kaygı düzeyini artırarak bizleri tahammülsüz bireylere dönüştürüyor. Tüm bu etkilerden özellikle de gençler nasibini alıyor. Çünkü doğaya erişimi olmayan gençler, eğitim ve sosyalleşme gibi ihtiyaçları için zamanlarının çoğunu kapalı ve kalabalık mekânlarda ya da trafikte harcıyorlar.

Ayrıca şehirlerdeki düzensiz yapılaşma ile ortaya çıkan altyapı problemleri su baskını ve heyelan gibi çeşitli doğal afetlere neden olabiliyor ve bu çevrelerde yaşayan bireylerin güvensiz hissetmelerine, gergin ve mutsuz olmalarına yol açıyor.

Peki, ne yapılmalı?

Bilgisayar başından kalkıp oyunlara ve sosyal medyaya bir “doğa molası” verebiliriz.  Neden mi? Çünkü yapılan çalışmalar “doğa ana”nın bizi iyileştirmek için her zaman hazır olduğunu gösteriyor. Örneğin Max Plank İnsan Gelişimi Enstitüsü araştırmacıları, ormana yakın bölgelerde yaşamanın beyinde duygusal tepkilerden sorumlu bölge olan ve stres oluşumunda önemli rol oynayan amigdala ile ilişkili olduğunu gösterdiler. Araştırmacılara göre ormana yakın bölgelerde yaşayan bireyler stresle baş etme konusunda diğerlerine göre daha başarılı. Heidelberg Üniversitesi’nden Florian Lederbogen ve çalışma arkadaşları tarafından yürütülen beyin görüntüleme çalışması da şehirde yaşayan bireylerde amigdalanın, küçük kasabalarda yaşayanlara göre daha aktif olduğunu göstererek şehir yaşamının yarattığı stres düzeyini ortaya koyuyor. Tabii ki herkesin doğa ile iç içe yaşaması mümkün değil. Bu durumda olanlar doğada kısa yürüyüşler gerçekleştirebilirler. Stanford Üniversitesi ve Royal İsveç Bilim Akademisi’nden bilim insanları, yaygın psikolojik rahatsızlıklardan biri olan depresyonun yanı sıra diğer psikolojik bozuklukların da temelinde yatan negatif düşünce tekrarının (ruminasyon) yaklaşık üç kilometrelik doğa yürüyüşleri yapan katılımcılarda önemli ölçüde azaldığını belirtiyor. Yani doğa uyarılmışlık düzeyini düşürerek stresi ve olumsuz duygu ve düşünceleri azaltabilir.

Ülkemizin doğal güzellikler açısından hayli zengin olması, doğaya ulaşım açısından bizlere çeşitli imkânlar sunuyor. Örneğin çeşitli doğa kamplarına katılabilir, birçok şehirde düzenli olarak doğa yürüyüşü etkinlikleri düzenleyen doğasever topluluklar ile doğayı güvenli şekilde keşfedebiliriz. Hafta sonlarını alışveriş merkezlerinde geçirmek yerine doğa ile iç içe olan sosyal tesisleri de ziyaret edebiliriz.

 

Kaynaklar:

 

Yazar Hakkında:
Mine İmren
Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Araştırma Görevlisi

İlgili İçerikler

Ekoloji / Çevre Bilim

Yeryüzünün %29’unu karalar, %71’ini de sulak alanlar oluşturur. Sulak alanların %97’si ise okyanuslardır. Bu kadar geniş bir alanı kaplayan okyanusların kirlenmesi özellikle son otuz yılı aşkın bir süredir deniz canlıları için büyük bir tehdit oluşturuyor. 

Ekoloji / Çevre Bilim

Doğada karşılaştığımız olağanüstü güzellikteki bir manzarayı ölümsüzleştirmek için fotoğrafını çekmek isteriz. Bu nedenle doğa fotoğrafçılığı en sevilen fotoğraf konularından biridir. Biz de havaların ısınmaya başladığı ve doğa etkinliklerine daha fazla zaman ayırabileceğiniz nisan ayında objektiflerinizi çevrenizdeki etkileyici doğa manzaralarına odaklamanızı istiyoruz.

Ekoloji / Çevre Bilim

Hava kirliliğine sebep olan birçok gaz vardır. Bu gazlar çoğunlukla kömür, petrol ve doğal gaz gibi fosil yakıtların yakılması, tarım ilaçları, şehirleşme sonucu artan katı atıklar ve volkanik aktiviteler sonucu doğaya salınır.

Ekoloji / Çevre Bilim

Doğa yürüyüşüne çıkarken yanımıza alacağımız bir fotoğraf makinesi etkinliğimizin sadece o gün ile sınırlı kalmamasını, tanık olduğumuz güzel manzaraların hafızalarımızda uzun süre canlılığını korumasını sağlayabilir.

Ekoloji / Çevre Bilim

Prof. Dr. Levent Kurnaz Bilim Genç sesli yayınının yeni bölümünde küresel ısınmanın iklim olayları üzerindeki etkisini açıklıyor.

Ekoloji / Çevre Bilim

Kışın yapılacak doğa etkinliklerinde yazın kullandığımız ekipmanlara bazı ilaveler yapmamız gerekir. Bunlardan en önemlileri termos, tozluk, güneş gözlüğü, eldiven ve başımızı korumak için bere veya kar maskesidir (balaklava).

Ekoloji / Çevre Bilim

Eskiden beri insanlar tarafından değerli bir mücevher olarak kullanılan doğal incilerin çoğunun kaynağı denizde yaşayan istiridyelerdir. İstiridyeler yumuşakçalar şubesinde yer alan, denizde yaşayan kabuklu canlılardır.

Ekoloji / Çevre Bilim

Havaların soğumasıyla birlikte doğa kabuğuna çekilir ve yeryüzü -özellikle de yüksek kesimler- karla kaplanır. Bu durum kışın doğayı keşfedemeyeceğimiz anlamına gelmemeli. Kış mevsiminde de doğada yapabileceğimiz farklı etkinlikler var.

Ekoloji / Çevre Bilim

İlki 2017 yılında gerçekleştirilen Antarktika yolculuğumuzun üçüncüsü 3. Ulusal Antarktika Bilim Seferi kapsamında 17 kişilik Türk araştırma ekibi Antarktika’ya doğru yola çıktı.

Ekoloji / Çevre Bilim

Uluslararası bir araştırma grubunun Proceedings of The National Academy of Sciences (USA)’da yayımladığı sonuçlar, Antarktika’daki yıllık buz kütlesi kaybının 40 yıl öncesine göre altı kat arttığını gösteriyor.