Skip to content Skip to navigation

Genç Yaşta Nobel Ödülü Alan Bilim İnsanları

Nurulhude Baykal
03/08/2018 - 08:30

Günümüzde olduğu gibi geçmiş yıllarda da genç bilim insanları önemli çalışmalara imza atıyordu. Hatta genç yaşlarda önemli çalışmalarda yer alarak en saygın bilim ödüllerinden biri olan Nobel Ödülü’nü kazanan bilim insanları da var.

1915’te Lawrence Bragg

Nobel Ödülü’nü alan en genç bilim insanı Lawrence Bragg, 1915 yılında, henüz 25 yaşındayken bu ödüle layık görüldü. Bragg’a genç yaşında bu başarıyı getiren en önemli etmen bilim dünyasının içinde yetişmesiydi. Lawrence Bragg’ın babası, William H. Bragg üniversitede matematik ve fizik dersleri veriyordu. Lawrence da babasının izinden giderek matematik ve fizik üzerine yoğunlaştı. Hatta baba-oğul beraber yürüttükleri çalışmalarla Nobel Ödülü’nü birlikte kazandılar.

Bragg’ın yaşadığı dönemde X-ışınları ile ilgili bilinenler çok sınırlıydı. X-ışınlarının bazı maddelerin içinden geçtiği bilinse de X-ışınları kullanılan uygulamalar yaygın değildi. Lawrence çocukken bisikletten düşüp kolunu kırmış, babası da laboratuvarındaki ekipmanlarıyla X-ışınlarını kullanarak kırığı görüntüleyip incelemişti. Bu uygulama, X-ışınlarının Avusturalya’da tıbbi amaçlı ilk kullanımıydı. Aradan geçen yıllar içinde Lawrence matematik ve fizik alanlarında uzmanlaştı ve çalışmalarını X-ışınları üzerine yoğunlaştırdı. Babası ile birlikte, X-ışınlarını kullanarak kristal yapıları analiz ettiler. Lawrence, ortaya koyduğu Bragg yasası ile, X-ışınının dalga boyu ve basit bir kristaldeki atom katmanları arasındaki uzaklıkla bu katmanlara çarpan bir X-ışını demetinin yansıma açıları arasındaki ilişkiyi açıkladı. Lawrence’ın babası William H. Bragg, yansıyan ışınların enerjisini ölçerken kristallerin belirli açılara getirilmesini sağlayan bir cihaz geliştirdi. Bu cihaza X-ışını spektrofotometresi adı verildi. Lawrence ve William H. Bragg iş birliği içinde yürüttükleri çalışmalarıyla 1915 yılında Nobel Fizik Ödülü’ne layık görüldüler.

Lawrence Bragg, 1946’da, yine X-ışınları ile ilgili araştırmalarından dolayı Royal Society madalyasını aldı. Bragg, yaşadığı dönemde bilim dünyasının ilgi çekici konularından biri olan X-ışınları ile ilgili bilinmeyenleri ortaya çıkardı ve X-ışınlarının farklı bilimsel çalışmalarda kullanılmasına önayak oldu. DNA’nın ikili sarmal yapıda olduğunu ve kalıtsal bilgilerin aktarılmasında kullanıldığını ispatlayan Nobel ödüllü çalışma da bunlardan biri.

1962’de James Watson, Francis Crick ve Maurice Wilkins nükleik asitlerin moleküler yapısının ortaya çıkarılması ve bu yapının kalıtsal bilgilerin aktarılmasındaki rolüyle ilgili yaptıkları buluştan dolayı tıp veya fizyoloji alanında Nobel Ödülü’ne layık görüldüler.

Maurice Wilkins, DNA’yı X-ışınlarını kullanarak görüntüleyip Watson ve Crick’in çalışmalarına temel oluşturdu. Watson ve Crick ise DNA’nın ikili sarmal (spiral merdiven) yapıda olduğunu belirledi ve DNA’nın kalıtımda rol oynadığını gösterdiler.

DNA’nın ikili sarmalı, şeker ve fosfat grupları içeren zincirlerden oluşur. Baz olarak adlandırılan dört kimyasal türü, ikili sarmal “merdiven”in basamaklarını oluşturur. Bu bazlar adenin (A), sitozin (C), guanin (G) ve timindir (T). Bunlar sadece belli kombinasyonlarla birbirine bağlanabilir. A, T ile; C, G ile bağlanır. Bu baz çiftlerinin düzenleniş biçimi, bir insanın özelliklerini belirler.

1962'de James Watson

Bu araştırmayı yürüten ekibin genç üyesi Watson, 1962’de Nobel Ödülü’nü aldığı sırada 34 yaşındaydı. Diğer bir deyişle, en genç Nobel ödüllü Bragg’ın yönettiği laboratuvarda araştırmalarını sürdüren Watson da genç yaşta Nobel Ödülü’nü almaya hak kazanan çalışmalarda yer aldı. Watson, 1990’da insanın gen yapısını anlamak üzere başlatılan uluslararası bir girişim olan “İnsan Genom Projesi”ni başlatan öncü bilim insanlarından biri oldu. Bu proje, hastalıkların genetik temelinin anlaşılması ve gelecekte yeni tedavilerin geliştirilmesi için önemli bir kilometre taşıdır.

Hem Bragg hem de Watson, dönemin güncel bilimsel gelişmelerini takip edip araştırmalarını yeni gelişen alanlara yönelterek bilim dünyasında çığır açıcı çalışmalara imza attılar. Her iki isim de başarılı oldukları alanlara yoğunlaşıp yeni çalışmalara önayak olarak bilime katkı sağlamaya devam ettiler.

Kaynaklar:

İlgili İçerikler

Biyoloji

Türkiye doğasında zehirli ve zehirsiz birçok büyük mantar türü bulunuyor. Mantarların zehirli olup olmadığını anlamak ise hiç kolay değil. Çünkü aynı ortamda yaşayabilen mantarlar şekillerine, renklerine ve kokularına göre kolayca ayırt edilemezler.

Biyoloji

Hücrelerimizde genetik bilgiyi taşıyan molekül olan DNA’nın keşfinden bu zamana kadar hayli yol alındı. Bu yıl 66.’sı kutlanan 25 Nisan DNA Günü’nde, 1860’lardan bugüne kadar genler üzerinde yapılan araştırmalara ve bu alanda yürütülen büyük projelere göz atmaya ne dersiniz? 

Biyoloji

TÜBİTAK Bilim ve Toplum Daire Başkanlığı, 2014’ten beri yürüttüğü ve 40.000’den fazla öğrenciye ulaştığı TÜBİTAK Bilim Söyleşileri’ni tüm Türkiye’ye ulaştırmak için bir portal hazırladı.

Biyoloji

Kemiriciler takımında yer alan su kemesi (Arvicola terrestris), Avrupa’dan Batı Sibirya ve Güneybatı Asya’ya kadar geniş bir bölgede yaşar. Ülkemizde de birçok bölgede görülür. Su kemesi yarı sucul yani su kenarında yaşayan fakat suya doğrudan bağımlı olmayan bir kemirici türüdür. 

Biyoloji

Atmacagiller ailesinin bir üyesi olan şah kartal dünyada Kıbrıs da dâhil olmak üzere Güney Avrupa’dan Güney Rusya’ya kadar geniş bir alanda yaşar. Türkiye’de ise özellikle İç Anadolu ve Ege taraflarında görülür.

Biyoloji

Chicago Illinois Üniversitesi’nden iki araştırmacı artan karbondioksit miktarını azaltmak için yapay yaprakların doğal ortamda da fotosentez yapabilmesi sağlayan yeni bir yöntem geliştirdi. 

Biyoloji

Bir besin zincirinin halkalarını farklı canlı grupları oluşturur. Zincirin ilk halkasında her zaman kendi besinlerini kendileri üreten canlılar vardır. Bitkilerin fotosentez adını verdiğimiz bir olayla besin ürettiğini biliyoruz. Peki, fotosentez için bitkiler neye ihtiyaç duyar? Fotosentez sonucunda hangi ürünler oluşur? “Fotosentez ve Gazların Dansı” adlı etkinliğimizde bu soruların cevaplarını bulmaya çalışacağız.

Biyoloji

Finlandiya’daki Aalto Ünivesitesi’nden Dr. Matilda Backholm ve Almanya’daki Max Plank Enstitüsü’nden Dr. Oliver Baumchen, canlı hücrelerin ve mikroorganizmaların uyguladığı kuvvetleri ölçmek için bir yöntem geliştirdi. 

Biyoloji

Yediğimiz birçok meyvenin çekirdeği içindedir. Peki öyleyse çileği ikiye böldüğümüzde ortaya çıkması gereken çekirdek nerede?

Biyoloji

Washington Üniversitesi’nden araştırmacılar havadaki kloroformu ve benzeni uzaklaştırabilen, genetiği değiştirilmiş bir ev bitkisi üretti.