Skip to content Skip to navigation

Prof. Dr. Mustafa Erdik ile Deprem Üzerine Söyleşi

Ayşenur Okatan
30/12/2018 - 15:22

Deprem konusunda uluslararası düzeydeki üstün nitelikli çalışmalarıyla 2018 yılı TÜBİTAK Bilim Ödülü’ne layık görülen Prof. Dr. Mustafa Erdik ile deprem ve Türkiye’deki deprem çalışmalarıyla ilgili bir söyleşi gerçekleştirdik.

1948’de doğan Prof. Dr. Mustafa Erdik, 1970’te Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) İnşaat Mühendisliği Bölümü’nden mezun oldu. 1972-1975 yılları arasında ABD Rice Üniversitesi’nde aynı alanda yüksek lisans ve doktora çalışmalarını tamamladı. 1975-1987 yılları arasında ODTÜ’de öğretim üyesi, 1980-1987 yılları arasında ise ODTÜ Deprem Mühendisliği Araştırma Merkezi Direktörü olarak görev yaptı. 1988’de Boğaziçi Üniversitesi’nde çalışmaya başlayan Prof. Dr. Mustafa Erdik aynı yıl Kandilli Rasathanesi’nde Türkiye’deki ilk deprem mühendisliği bölümünü kurdu. Halen Boğaziçi Üniversitesi’nde emekli öğretim üyesi ve Türkiye Deprem Vakfı’nın başkanı olarak görev yapıyor.

TÜBİTAK Bilim Genç: Merhaba. Bu yıl deprem konusunda gerçekleştirdiğiniz uluslararası düzeydeki üstün nitelikli çalışmalar nedeniyle TÜBİTAK Bilim Ödülü’ne layık görüldünüz. Okurlarımıza bu çalışmalarınızdan bahsedebilir misiniz?

Prof. Dr. Mustafa Erdik: Deprem kırsal bir bölgede gerçekleştiğinde can ve mal kaybının yaşanması düşük ihtimaldir. Fakat altyapı sistemlerinin kurulu olduğu kentsel bölgelerde gerçekleşen deprem can ve mal kayıplarına neden olabilir. Bunların hepsi birer risk faktörüdür. Deprem tehlikesini tamamen ortadan kaldıramayız ama deprem tarafından etkilenen yapıların yarattığı riskleri azaltabiliriz. Bu yapıları daha sağlam ve güvenli bir şekilde inşa ederek ve insanları bilinçlendirerek riskleri azaltmak mümkün. Türkiye’de depremle ilgili nitelikli çalışmalar yapılıyor. Biz de deprem riskinin tespiti ile ilgili örneğin İstanbul’da gerçekleşebilecek bir depremde ne kadar can ve mal kaybı yaşanır, hangi köprüler ayakta kalır, deprem sonrası hangi hastanelere ulaşılabilir gibi depremin neden olabileceği kayıpları azaltmaya yönelik çalışmaları İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin desteği ile yaptık.

Bu çalışmalar sayesinde yerel yöneticilere bir deprem sırasında ve sonrasında neler olabileceğini bilimsel verileri kullanarak anlatabiliyoruz. Örneğin bir köprü yapılacağı zaman bu köprünün depremden etkilenme riskinin hesaplanması gerekli önlemlerin önceden alınabilmesini sağlıyor. Ayrıca depreme maruz kalan bölgede yaşayan insanların sayısını ve envanteri önceden biliyorsak deprem sonrasında hızlı bir biçimde nerede, ne kadar kayıp olabilir şeklinde tahmin yapabiliyoruz. Bu da acil yardım ve kurtarmanın doğru yerlere yönlendirilebilmesini sağlıyor.

 

TÜBİTAK Bilim Genç: Peki, depremin zamanını veya şiddetini önceden tahmin edebiliyor musunuz?

Prof. Dr. Mustafa Erdik: İstanbul’un güneyinden geçen Kuzey Anadolu Fay Hattı’nda 10-20 milyon yıldır deprem oluyor. Bizse sadece iki bin yıllık bir pencereden bakıyoruz. Depremin ne zaman gerçekleşeceği konusunda belirli bir tarih verebilmek için depreme neden olan ihtimallerin çok daha uzun yıllar gözlemlenmesi gerekir. Fakat depremin şiddeti hakkında tahminlerde bulunabiliyoruz. İstanbul için Kuzey Anadolu Fay Hattı’ndaki depremler, bizim karakteristik deprem dediğimiz yani uzun zaman bekledikten sonra biriken enerjinin açığa çıkmasıyla oluşan depremlerdir. Bu bakımdan deprem şiddetinin deprem büyüklüğü açısından 7 veya daha üstü olacağını söyleyebiliriz. Kabaca depremin konumunu da bilebiliyoruz. Ancak depremin tam olarak ne zaman gerçekleşeceği konusunda herhangi bir tahminde bulunamıyoruz. 

Grafikte Ana Marmara Fayı üzerinde meydana gelebilecek, moment büyüklüğü (depremin büyüklüğünü belirlemek için kullanılan yöntemlerden biri, Mw) 7,4 olan bir depremden kaynaklanacak tahmini ortalama şiddet dağılımı görülüyor (İstanbul).

 

TÜBİTAK Bilim Genç: Depremin büyüklüğü ve depremin şiddeti arasındaki farktan biraz bahsedebilir misiniz?

Prof. Dr. Mustafa Erdik: Bu farkı şu örnekle açıklayabiliriz: Radyoların bir anten çıkış gücü vardır. Bu anten çıkış gücü depremin büyüklüğüdür. Bu güç değişmediği için depremin büyüklüğü değişmez. Radyonun sesinin kalitesi ise depremin şiddetidir. Bu sesin kalitesi yerine göre değişir; bazı yerlerde düşük bazı yerlerde yüksektir. Örneğin yumuşak zeminde depremin şiddeti yüksek olurken sert zeminde şiddeti daha düşük olur. Kaynağa ne kadar yakınsanız sesi o kadar iyi alırsınız. Yani insanların hissettiği radyo vericisinin çıkış gücü değil radyodan çıkan sestir.

 

TÜBİTAK Bilim Genç: Türkiye’de depreme dayanıklı binalar hangi kurallara bağlı kalınarak inşa ediliyor?

Prof. Dr. Mustafa Erdik: Türkiye’de binaların deprem şartnamesine uygun olarak projelendirilip inşa edilmesi gerekiyor. Bu yapıldığı takdirde küçük depremler sırasında binada meydana gelebilecek hasarların önüne geçilebiliyor. Büyük depremlerde ise binada hasar olsa dahi can kaybının yaşanması engellenebiliyor. Bu konuda özellikle 2010 yılından itibaren yapılan binaların kalitesinde iyileşmeler var.

Grafikte Mw 7,4 büyüklüğündeki İstanbul Senaryo Depremi sonucu %50 ihtimalle “Orta Hasar” görecek tahmini bina dağılımı görülüyor. Yaklaşık 300 m x 500 m boyutlarındaki hücreler içinde “Orta Hasar” göreceği tahmin edilen bina sayıları renklerle ifade edilmiştir.

 

TÜBİTAK Bilim Genç: Tarihi ve kültürel mirasın depremden korunmasına yönelik ne tür çalışmalar yapılıyor?

Prof. Dr. Mustafa Erdik: Depremden sonra geri getiremeyeceğimiz iki şey var: İlki can kaybı. İkincisi ise kaybolan tarihi ve kültürel varlığımız. Deprem şartnamesi ve belirli aralıklarla yapılan kontrollerle ilkini önleyebiliyoruz. İkincisini sağlamak daha zor bir iş. Çünkü bir tarihi yapıya ulaşıp o tarihi yapıyı güçlendirmeyi sağlayacak insan sayısı az ve izin alınması gereken merciler çok fazla. Bu konuya daha fazla önem vermemiz gerekiyor. Örneğin müzelerde sergilenen eserlerin altına deprem ile ilgili yalıtım sistemleri yerleştirilirse deprem sonrası müzede sergilenen eserlerin zarar görmesi engellenebilir. Şu anda Topkapı Sarayı Müzesi’ndeki birçok eser bu şekilde korunuyor. Bir diğer önemli konu tarihi yapıların ayakta kalması. Örneğin bu yapılardan en kritik olanlarının etrafına geçici koruyucu istinat yapıları inşa edilebilir.

 

TÜBİTAK Bilim Genç: Son olarak DASK (Doğal Afet Sigortaları Kurumu) tarafından düzenlenen ve başkanlığını yürüttüğünüz Depreme Dayanıklı Bina Tasarımı Yarışması’ndan bahsedebilir misiniz?

Prof. Dr. Mustafa Erdik: Yarışma kapsamında başta inşaat mühendisliği bölümü öğrencileri olmak üzere Türkiye’deki tüm üniversitelerin son sınıf öğrencilerine balsa ağacı çıtalarından 20-30 katlı maket binalar yaptırıyoruz. Fakat maketin belli bir ağırlığı geçmemesi lazım. Hazırlanan maketi sarsma masasına koyup sarsıyoruz. İçlerinden en iyi deprem performansı gösterenlere ödül veriyoruz. Bu şekilde öğrenciler binanın küçük ölçekli modelini geliştiriyor, istenilen deprem performansını sağlayacak şekilde projelerini hazırlıyor ve maketlerini imal ediyorlar. DASK Depreme Dayanıklı Tasarım Yarışması, ABD’de düzenlenen Sismik Tasarım Yarışması’nın Türkiye uygulamasıdır. Türkiye’de ve dünyada büyük yankı uyandıran yarışma hem ulusal hem de uluslararası arenada önemli ödüller kazanmıştır.

İlgili İçerikler

Yerbilimleri

Geçmişi günümüzden yaklaşık 12.000 yıl öncesine kadar uzanan Göbeklitepe Arkeolojik Alanı’nda yapılan kazı çalışmaları hızla devam ediyor. Göbeklitepe uygarlık tarihi ile ilgili bildiklerimizi tamamen değiştirebilir.

Yerbilimleri

İstanbul’da geçmişte çok büyük depremler meydana geldiği biliniyor. 22 Mayıs 1766 yılında meydana gelen 7,5 büyüklüğündeki son büyük deprem, kentte çok büyük bir yıkıma sebep olmuştu.

Yerbilimleri

Uluslararası Yerbilimleri Birliğinin bir parçası olan Uluslararası Katmanbilgisi Komisyonu yaklaşık on yıl önce Antroposen Çalışma Grubu adlı bir kurul oluşturmuştu. Otuz dört üyeden oluşan kurulun görevi, Antroposen olarak adlandırılan, insan etkinliklerinin yerküreyi şekillendirdiği yeni bir jeolojik çağın başlayıp başlamadığı hakkında karar vermekti. 

Yerbilimleri

Volkanik patlamalar sonucu ağaçlar, evler, tarlalar, yollar ve fabrikalar zarar görebilir. Hatta can kayıpları bile yaşanabilir. Peki tarihten bu yana birçok yeri yaşanmaz hale getiren bu doğal afet nasıl gerçekleşiyor?

Yerbilimleri

Binlerce yıl toprak altında kaldıktan sonra gün yüzüne çıkarılan arkeolojik eserlerin yüzeylerindeki doğal aşınmalar arkeologlar ve yazıt bilimciler için eserleri incelemeyi zorlaştırabiliyor. Peki, araştırmacılar bu zorluğu aşmak için neler yapıyor, hangi yöntemleri uyguluyor?

Yerbilimleri

Princeton Üniversitesi’nde çalışan bir grup araştırmacının yaptığı çalışmalar yeryüzünün 660 kilometre altındaki, yukarı manto ile aşağı mantoyu birbirinden ayıran katmanda devasa “dağlar” olduğuna işaret ediyor. Wenbo Wu, Sidao Ni ve Jessica Irving tarafından yapılan araştırmanın sonuçları Science’ta yayımlandı.

Yerbilimleri

Fotoğrafta gördüğünüz neredeyse dikdörtgen prizma biçimindeki beyaz yapı tamamen doğal yollarla oluşmuş bir buzdağı.

Yerbilimleri

Geçmişte  Britanya Adası’nın iki antik kıtanın çarpışması sonucunda oluştuğu düşünülürdü. Ancak Plymouth Üniversitesi’nden bir grup araştırmacının yaptığı çalışmalar Britanya Adası’nın iki değil üç antik kıtanın çarpışması sonucunda oluştuğuna işaret ediyor.

Yerbilimleri

Mavi delikler, deniz seviyesinin günümüzden daha düşük olduğu buz devirlerinde oluşmuş obruklardır. Genellikle kenarları dik, ağzı daire biçimdeki bu çukurlar deniz seviyesi yükseldikten sonra su altında kalmış.

Yerbilimleri

Colorado ve Montana üniversitelerinden bilim insanları büyük depremlerin sıklığı ile Dünya’nın dönüş hızındaki çok küçük değişimler arasında bir b