Skip to content Skip to navigation

Sinemada Özel Efektler: 1925-1940’lar (I. Bölüm)

Dr. Vedat Güntay
04/03/2019 - 16:44

Hollywood, 1920’li yılların başında dünyanın önde gelen film üretim merkezi haline geldi. Avrupa sinemasıysa, özellikle Alman film yapımcılarının mekanik uzmanlığı ve masallara olan ilgisi sayesinde, özel efektler konusunda teknik olarak üst düzey projeler üretti.

Yapımcılığını Almanya’nın en büyük film yapım şirketi olan Universum Film-Aktien Gesellschaft’ın (UFA) yaptığı Büyük Şehir (Metropolis - 1927) adlı bilim kurgu filmi özel efektler konusunda dönemin en önemli eseri olarak gösteriliyor. Film Almanya’nın en önemli yönetmenlerinden biri olan Fritz Lang (1890-1976) tarafından çekildi. Çok farklı tekniklerin kullanıldığı filmde Fritz Lang minyatür modeller, özgün kamera hareketleri ve animasyon teknikleri, mat-arka plan boyama, erken dönem arka projeksiyon ve bire bir oranda hazırlanan mekanik efektler üretti. Filmin en önemli fütüristik mekân sahneleri minyatür olarak kurgulanmıştı ve gerçeğe yakın ölçekte hazırlanan setlerde çekilmişti. Günümüzde bu tür sahneler tamamen bilgisayarlar aracılığıyla, dijital ortamda üç boyutlu modellenerek oluşturuluyor.

Filmde kullanılan model üretim tekniklerinden bazıları günümüzde film yapımlarında halen kullanılıyor. Metropolis filmi finansal olarak başarılı olamadı. Ancak fütüristik sanat ve kullanılan tekniklerin düzeyi yönünden şimdiye kadar yapılmış en etkili filmlerden biri olduğundan sonraki dönemlerde film yapımcıları üzerinde büyük bir etki oluşturdu. Görsel efektler yönünden sinema tarihinin önemli yapıtlardan Bıçak Sırtı (Blade Runner - 1982), Yıldız Savaşları (Star Wars - 1977, 1980, 1983) ve Beşinci Element (The Fifth Element - 1997) gibi filmlerde, şehir sahnelerindeki klasik tasarımlarda Metropolis filminin etkisi görülebilir.

Metropolis bilim kurgu filmindeki şehir sahnesi

1923 yılında ABD'li ünlü film yapımcısı Cecil B. Demille, özel efekt tasarımlarının çok başarılı bir şekilde kullanıldığı On Emir (The Ten Commandments) filmini çekti. Demille, filminde hareketli görüntü tasarımında özel efekt sekanslarını ekrana getirdi. Paramount Stüdyoları'nda Kızıldeniz’in ikiye ayrılma sekansını binlerce litre sıvı kullanarak oluşturdu. Ayrıca sette 150.000’e yakın figüran kullanarak en kalabalık insan topluluğu sahnesi ile film tarihe geçti. Film, Metropolis'in aksine çok sayıda seyirciye ulaşarak gişede çok başarılı oldu.

Bu dönemde filmlerde animasyon kullanan yönetmenlerin sayısı gün geçtikçe artmaya başladı. Animasyonlu yapımlar daha kapsamlı ve popüler hale geldi. Bazı çizgi film karakterleri gerçek aksiyon film yıldızları kadar tanınmaya başladı. Animasyon sanatçısı Pat Sullivan tarafından 1914’te oluşturulan Kedi Feliks karakteri, 1920’li yılların ortalarında tanınırlık sıralamasında Charlie Chaplin gibi ünlü bir oyuncunun ardından ikinci oldu.

Canlı çekimler ile animasyonların birleştirilmesiyle oluşturulan Kayıp Dünya (The Lost World - 1925) filmi ile bu çalışmalar daha da kapsamlı hale geldi. Kayıp Dünya filmi İskoçyalı yazar Arthur Conan Doyle'un romanından beyaz perdeye uyarlandı ve Harry O. Hoyt tarafından çekildi. Filmde animasyon ve özel efekt sanatçısı Willis O’Brien tarafından canlandırılan dinozorlar zamanın çok ötesinde başarılı ve şaşırtıcı bir şekilde ekrana taşındı. Filmdeki dinozorların içine yerleştirilen mekanik iskeletler, özel efekt tekniklerinden biri olan durdurarak hareket ettirme (stop-motion) yöntemiyle dikkatli bir şekilde kare kare hareket ettirildi. Animatronik tekniği olarak da isimlendirilen bu yöntem sonraki dönemlerde Wallace and Gromit (1989) gibi başyapıtların ortaya çıkmasına öncülük etti.

The Lost World filminde dinozorların bulunduğu sahne

1927'de film yapımcıları ve dağıtımcıları tarafından üretim maliyetlerinin düşürülmesi için hareketli görüntü tasarımında kullanılan filmlerde saniyede akan kare sayısı 24 olacak şekilde standart hale getirildi. Bu değer yüz yılı aşkın bir süredir minimum kare sayısı olarak kullanılıyor. Ancak saniyede akan kare sayısının daha yüksek olması görüntülerin daha gerçekçi görünmesini sağlıyor. Bu nedenle yönetmenler farklı kare sayıları (örneğin saniyede 50 veya 60 kare) tercih edebiliyor.

16 milimetre film şeridi

1920’li yılların sonunda filmlerde görüntü ve ses bir arada kullanılmaya başlandı. Dönemin belki de en büyük teknik gelişmesi olarak kabul edilen bu gelişme ile ses sistemleri filmlerde etkili bir şekilde kullanılmaya başlandı. Caz Şarkıcısı (The Jazz Singer - 1927) adlı müzikal filminde Al Jolson şarkıyı seslendirdiğinde izleyiciler görüntü ve sesi aynı anda deneyimleyebildi. Bu yöntem sonraki dönemlerde uzun metrajlı filmlerde de kullanılmaya başlandı. Sesin ve görüntünün birlikte ekranlara gelmesi film endüstrine büyük değişiklikler getirdi. Film yapımlarında yeni stüdyo bölümleri, ses kaydı, dublaj gibi yeni görevler ve departmanlar ortaya çıktı. Sinema salonlarında sesli filmler için yeni donanımlara ve ses yalıtımına ihtiyaç duyulmaya başlandı.

Yazımızın birinci bölümünde, 1925-1940 yılları arasında üretilen filmlere, icat edilen farklı yöntem ve tekniklere, film ve animasyon endüstrisinin gelişmesine öncülük eden yapımlara değindik. Gelecek yazımıza aynı dönemde yaşanan başka gelişmelerle devam edeceğiz.

Yazar Hakkında:
Dr. Vedat Güntay
TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Görsel İletişim Tasarımı Bölümü

 

İlgili İçerikler

Teknoloji

İnsan derisinden ilham alan Münih Teknik Üniversitesinden araştırmacılar yapay deriye sahip insansı bir robot geliştirdi. Geliştirilen yapay deri sayesinde robot insan dokunuşlarını hissedebiliyor.

Teknoloji

Sürücüsüz araçlara yönelik geliştirdiği teknolojilerle bilinen Tesla Motor şirketinin sahibi Elon Musk, Tesla araçların bu yılın sonunda tam otonom sürüş özelliği kazanabileceğini açıkladı.

Teknoloji

Mikroçip (üzerinde farklı işlevlere sahip elektronik devreler bulunan çok küçük boyuttaki birleşik devreler), küresel konumlama sistemi (GPS), kablosuz internet, sensör gibi teknolojiler tüm dünyayı hızla değiştiriyor. Bu değişimin son yıllardaki ürünlerinden biri de giyilebilir teknolojiler. Giyilebilir teknolojiler vücuda bağlı oldukları için günlük işler yapılırken de rahatça kullanılabiliyor.

Teknoloji

 TEKNOFEST İstanbul Havacılık, Uzay ve Teknoloji Festivali 17-22 Eylül tarihleri arasında İstanbul Atatürk Havalimanı’nda düzenleniyor.

Teknoloji

Bir grup araştırmacı çok sayıda ufak robotun bir araya gelmesiyle oluşan, herhangi bir merkezî kontrol birimi olmaksızın çevredeki uyaranlara tepki verebilen ve hareket edebilen bir robot geliştirdi.

Teknoloji

Günümüzün aktif araştırma alanlarından biri esnek elektronik cihazlar. Michigan Üniversitesinden Nicholas Kotov önderliğinde çalışmalar yapan bir grup araştırmacı yakın zamanlarda esnek, iletken malzemeler üretmek için yeni bir yöntem geliştirdi.

Teknoloji

1950’ler sinemada seyirci sayısının azaldığı yıllar olarak tarihe geçer. Bunun en önemli nedeni, şehirlere taşınan ailelerin, ucuz ve erişilebilir olmasından dolayı televizyonu eğlence aracı olarak seçmesiydi. Televizyon o yıllarda toplumda hızlı bir şekilde yaygınlaşıyordu ve birçok aile tarafından satın alınıyordu.

Teknoloji

Hassas Tarım ve Sürdürülebilir Uygulamaların Yaygınlaştırılması Projesi (HASSAS) sayesinde havacılık ve uzay teknolojileri kullanılarak çiftçilerimiz yenilikçi tarım uygulamalarından biri olan hassas tarım uygulamalarından yararlanabilecek.

Teknoloji

Hızla değişen ve yayılan bilgiyi takip etmek isteyenler için internete bağlı bilgisayar, mobil telefon ve tablet, giyilebilir teknoloji ürünü cihazlar gibi yeni medya araçları vazgeçilmez bir ihtiyaç hâline geldi.

Teknoloji

Japon otomobil üreticisi Toyota, yeni geliştirdikleri bir hibrit aracın test sürüşlerine başlayacaklarını açıkladı. Güneş paneliyle kaplı olan araç sadece elektrik motoruyla 56,3 kilometre yol yapabilecek.