Skip to content Skip to navigation

Uzaydaki Çöplerimizi Toplama Zamanı

Dr. Tuba Sarıgül
23/01/2018 - 17:24

İnsanlar, evreni keşfetme hayallerini hayata geçirmeye başladıklarından beri, Dünya’nın dışında da izler bırakıyor. Ruslar tarafından 1957 yılında fırlatılan ve dünyanın ilk yapay uydusu olan Sputnik 1’den sonra uzaya yaklaşık 6000 uydu gönderildi. Ancak bu uyduların sadece 1000’e yakını şu an hizmet vermeye devam ediyor. Bu, uzayda bol miktarda çöpümüz olduğu anlamına geliyor. Yani insan kaynaklı atıklar yeryüzünde olduğu gibi uzayda da sorun oluşturuyor.

Dünya’nın etrafında hareket eden parçacıkların büyük kısmı insan kaynaklı atıklar -ömrünü tamamlayan uydular, uzay araçlarını taşıyan roket kalıntıları, fırlatmadan sonra uzay aracından ayrılan bileşenler- sonucu ortaya çıkıyor. Bu nedenle yörünge kalıntıları olarak da isimlendiriliyorlar. Yörünge kalıntılarının büyük kısmı tekrar Dünya’ya düşmesine (bazısı atmosferde yanarak yok olurken bazısı yerin yüzeyine ulaşıyor) rağmen bir kısmı Dünya’nın etrafında hareket ediyor.

NASA - Bu animasyonda fırlatıldıktan sonra Orion uzay aracından ayrılan bileşenler görülüyor.

Dünya’nın etrafında hareket eden farklı büyüklerde milyonlarca kalıntı olduğu tahmin ediliyor. Bu parçacıkların hızı saatte 30.000 km’ye ulaşabildiği için çok küçük parçacıklar bile uzay araçlarına büyük zararlar verebiliyor.

ESA - Fotoğrafta saniyede 6,8 km hızla (yaklaşık 25.000 km/sa) hareket eden 1,2 cm çapındaki bir topun 18 cm kalınlığındaki metal bir levhaya çarptığında neden olduğu hasar görülüyor.

Space Surveillance Network (SSN) olarak isimlendirilen sistem, radar ve teleskoplar kullanarak Dünya'nın etrafında hareket eden kalıntıları tespit ediyor, listeliyor ve izliyor.

Peki, Dünya’nın etrafı halihazırda görev yapan uzay araçları için endişelenmemizi gerektirecek kadar kalabalık mı?

NASA araştırmacılarına göre Dünya’nın etrafındaki uzay araçlarının birçoğunun hareket ettiği yörüngedeki (LEO) kalıntıların yoğunluğu, zincirleme çarpışmaları tetikleyecek seviyeye ulaştı bile. Kessler Sendromu olarak isimlendirilen bu durum uzaydaki insan kaynaklı kalıntılar arasındaki çarpışmaların çok sayıda yeni parçacık oluşmasına, dolayısıyla çarpışma riskinin katlanarak artmasına yol açması olarak açıklanabilir. 2013 yılında gösterime giren Gravity (Yerçekimi) filminin konusu da uzaydaki bu zincirleme çarpışmaların yol açabileceği tehlikelerdi. Filmde Uluslararası Uzay İstasyonu’nda görevli astronotların Hubble Uzay Teleskobu’nu onardıkları sırada bir Rus füzesi tarafından vurulan, ömrünü tamamlamış bir uydunun enkazının sebep olduğu zincirleme çarpışmalar; bu çarpışmalar sonucu uzay istasyonunun ve yörüngedeki diğer birçok uzay aracının zarar görmesi ve bu süreçte astronotların Dünya’ya dönme çabaları anlatılıyordu.

 

Gerçekte buna benzer bir olayın ortaya çıkıp çıkmadığı sorusu aklınıza gelebilir. Bu zamana kadar yörünge kalıntıları arasında gerçekleşen çarpışmaların en önemlisi ABD’ye ait bir iletişim uydusu olan Iridium 33 ile Rusya’ya ait eski bir iletişim uydusu olan Cosmos 2251 arasındaki çarpışmaydı. İki uydu 10 Şubat 2009 tarihinde yaklaşık 790 km irtifada çarpıştı. Her iki uydunun da parçalanmasına neden olan bu olay sonrasında yörünge kalıntılarına farklı büyüklüklerde binlerce yeni parçacık eklendi.

Bunun dışında uyduların kasıtlı olarak imha edildiği durumlar da söz konusu olabiliyor. Örneğin bazı ülkeler uydulara karşı geliştirdikleri silahların denemeleri sırasında ömrünü tamamlamış uyduları hedef alabiliyor.

Uzaydaki bu tür kazaları engellemenin en etkili yolu ise uzaydaki çöplerimizi temizlemek.

Uzay çöplerinin temizlenmesine yönelik araştırmalardan biri RemoveDebris isimli bir proje. 2017 yılında test edilmesi planlanan projede yörünge kalıntılarının imha edilmesi amacıyla farklı yöntemler kullanılıyor.

The Royal Society

Bunlardan ilkinde uzay çöplerinin balıkçı ağlarına benzeyen bir sistemle yakalanması, daha sonra ise uzay aracıyla birlikte hareket eden kalıntının uzay aracı Dünya’ya dönerken atmosferdeki sürtünme nedeniyle yanarak yok olması hedefleniyor. Test edilecek diğer yöntemlerde ise temel amaç yörünge kalıntılarının hareket doğrultularının atmosfere girmelerini sağlayacak şekilde değiştirilmesi.

Japonya Uzay Ajansı (JAXA) ise yakın zamanda uzay çöplerini temizlemek amacıyla geliştirdiği bir sistemi test etmek üzere uzaya yolladı.

JAXA

KITE olarak isimlendirilen deneyde uzay aracından ucunda 20 kg’lık bir kütle bulunan 700 m uzunluğunda bir ip salınacak. Deney sırasında ipten geçen elektrik akımının ve Dünya’nın manyetik alanının etkisiyle çevredeki uzay çöplerinin yön değiştirmesi ve atmosfere girmeleri hedefleniyor.

Avrupa Uzay Ajansı (ESA) da Dünya’nın yörüngesini güvenli ve temiz bir bölge haline getirmek amacıyla Clean Space isimli bir program yürütüyor. Program kapsamında üzerinde çalışılan ve 2023’te hayata geçirilmesi planlanan e.Deorbit projesinde robot bir kol ya da bir ağ kullanılarak yörünge kalıntılarının yakalanması düşünülüyor.

e.Deorbit

Ancak uzaydaki izlerimizi temizleme çabalarında sadece uzay çöplerini “toplamaya” odaklanmak yeterli olmayabilir. Bu soruna kalıcı bir çözüm üretmenin temel yolu belki de uzay araştırmalarının her aşamasında (tasarım, üretim, fırlatma, işletme ve imha etme) daha çevreci ve sürdürülebilir teknolojiler geliştirmek.

 

Daha ayrıntılı bilgilere aşağıdaki kaynaklardan ulaşabilirsiniz.

Liou, J. -C., Johnson, N. L., “Instability of the present LEO satellite populations”, Advances in Space Research, Cilt 41, Sayı 7, s. 1046-1053, 2008.

Liou, J. -C., “The Orbital Debris Problem and the Challenges for Environment Remediation”, Space Debris Symposium, Japonya, 25 Ocak 2013.

Johnson, N., “The Collision of Iridium 33 and Cosmos 2251: The Shape of Things to Come”, 60th International Astronautical Congress, Güney Kore, 2009.

http://www.esa.int/Our_Activities/Space_Engineering_Technology/Clean_Space

İlgili İçerikler

Gökbilim ve Uzay

Bir grup araştırmacı, uydu verilerini kullanarak nehir havzalarındaki su seviyelerinin değişimini tahmin etmeye imkân veren bir yöntem geliştirdi. Konu ile ilgili bir makale Dr. Eva Boergens ve arkadaşları tarafından Journal of Hydrology’de yayımlandı.

Gökbilim ve Uzay

Dünya’ya 200 milyon ışık yılı uzaklıktaki Herkül Takımyıldızı’nda AT2018cow adı verilen bir gökcismi hızla parlaklaştıktan sonra kısa süre içinde sönükleşmişti. Uluslararası bir araştırma grubu bu olayın bir karadelik ya da bir nötron yıldızı gibi yoğun bir gökcisminin doğumu olduğunu ileri sürdü.

Gökbilim ve Uzay

1 Şubat’ta Ay, Venüs, Jüpiter ve Satürn Güneş’in doğuşundan önce güneydoğu ufkunun üzerinde bir arada olacak. Bir sonraki gün ise yeniay evresine yaklaşan Ay ve Satürn çok yakın görünümde.

Gökbilim ve Uzay

Bilim Genç sesli yayınının yeni bölümünde Dr. Öğr. Üyesi Emre Sermutlu, Kepler’in üçüncü yasasını yapay uyduların ve Ay’ın yörünge yarıçapları ve yörüngelerinde dolanma süreleri arasındaki ilişki üzerinden açıklıyor.

Gökbilim ve Uzay

Uzay görevlerinde kullanılacak ekipmanların çok düşük sıcaklık, vakum, yüksek enerjili ışınlar ve parçacıkların zararlı etkileri gibi uzaydaki zorlu koşullarda uygun şekilde çalışması gerekiyor. Bu nedenle bu sistemlerin uzay ortamında kullanılmadan önce test edilmesi gerekiyor.

Gökbilim ve Uzay

Dünyanın en büyük ikinci havacılık festivali olan TEKNOFEST heyecanı yeniden başlıyor. TEKNOFEST’in teknoloji yarışmaları için başvurular 28 Şubat’a kadar devam edecek. Kazanan takımları, toplamda 2 milyon TL’nin üzerinde bir ödül bekliyor.

Gökbilim ve Uzay

Voyager 2, 5 Kasım’da yıldızlararası uzaya girdi. Şu an Dünya’ya yaklaşık 18 milyar kilometre uzaklıkta olan uzay aracının gönderdiği veriler, Voyager 2’nin güneşkürenin dışına çıktığını gösteriyor. Daha önce Voyager 1 de 2012 yılında uzayın başka bir bölgesinde güneşkürenin dışına çıkmıştı.

Gökbilim ve Uzay

2019 yılı Prof. Dr. Fuat Sezgin Yılı olarak ilan edildi. Bilim Genç olarak 2019 yılı boyunca Prof. Dr. Fuat Sezgin’in İslam bilim ve teknoloji tarihine katkılarını farklı yazılarla ele alacağız.

Gökbilim ve Uzay

Dergimizin 31 Aralık 2017 tarihinden beri Yayın Danışma Kurulu Üyeliğini yürüten, Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bö

Gökbilim ve Uzay

NASA’ya ait Yeni Ufuklar uzay aracı Kuiper Kuşağı’ndaki bir gökcisminin yaklaşık 28.000 kilometre yakınından geçti. Dünya’ya ulaşan ilk görüntülerde Ultima Thule adı verilen gökcisminin birbirine kaynaşmış iki küreden oluştuğu görülüyor.